Ey, Arap, "İkra"

5 İyul 2013 11:09 (UTC+04:00)
Arap Baharı Kuzey Afrika ülkeleri ve Ortadoğu ülkelerinde gerçekleşen devrim niteliğindeki verilen isimdir.

Bu devrimlerin bahar diye adlandırmasının nedeni yüzyıllardır süregelen Arap ülkelerindeki diktatör rejimlere halkın isyan etmesidir.

Ayrıca Arap Dünyası`nda başta gelen işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsüzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi pek çok soruna bu bahara kaynaktır. İsyan ilk önce Tunus`ta Muhammed Buazizi`nin kendini yakmasıyla başlamıştır. Ardından benzer sorunlar yaşayan ülkelerde domino etkisi göstererek yayılmıştır.

Tunus`ta başlayan bu isyanlar, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen`de büyük çapta; Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas`ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap Dünyasında baş gösteren mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalar şeklinde yayıldı.

Ben bunların hepsini tek tek anlatmayacağım bir çok sonucu zaten herkes biliyor. Burada üzerinden durmak istediğim Mısır`da ki Arap baharıdır. Bu bahar bir yıl sürdü çünkü; Bahardan hoşlanmayan âşıklar kışa özlem çektiler veya o baharı beğenmediler askeri darbe ile ikinci baharı istediler.

Mısır`ın darbeler sürecine şöyle bir göz atalım;

- Arap milliyetçiliğinin en önemli isimlerinden Yarbay Cemal Abdül Nasır, 1956’da tek partili siyasi sisteme öngören anayasayı yürürlüğe koydu. Haziranda da tek aday olarak, oyların yüzde 100’üne yakınını alarak cumhurbaşkanı seçildi. 1970’de kalp krizi nedeniyle öldü.

- 1970’de Mısır’ın Devlet Başkanı olan Enver Sedat, 1978’de ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail’le Camp David anlaşmasını imzaladı. Böylece Altı Gün Savaşı’nda ele geçirdiği Sina yarımadasını Mısır geri aldı. 6 Ekim 1981’de uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti.

- Hüsnü Mübarek 30 yıl boyunca yönettiği Mısır’da halk isyanıyla devrildi. Tahrir’de günlerdir süren gösteriler ve ordunun baskısı Mübarek’i 11 Şubat 2011’de koltuğunu bırakmaya zorladı. Darbeciler tarafından yargılana Mübarek daha sonra ömür boyu hapse mahkûm oldu.

- Arap baharı sonucu sandığa giden Mısır`da 2012 Mısır

Cumhurbaşkanlığı Seçimi`nden galip çıkan Muhammed Mursi oldu. Ülkemizde başbakanın kahraman gibi karşıladığı Mursi daha iktidarının ilk günlerinden itibaren, ülkede tekrar diktatörlük sağlamakla suçlandı. Halk kendi arasında ona Yeni Firavun şeklinde hitap etmeye başladı. Mısır`da Mursi karşıtı gösteriler başladı. Mısır ordusu ise müdahale sinyali verdi ve Mursi`ye 48 saat süre tanıdı. Darbeye direneceğini bildiren Mursi`ye asker müdahaleyi geciktirmedi ve hem de Mursi`nin atadığı Anayasa mahkemesi başkanını ülkenin yönetimine getirdi.
Bu durum karşısında Türkiye Cumhuriyeti darbeleri kınamaktan bahsetti ama bütün Arap Dünyası darbeye destek verdi. Suriye`de ki çatışmaların baş aktörü Esat ise bu durumu `Siyasal İslam`ın iflası` olarak değerlendirdi. ABD ve AB her zamanki gibi kaypak tavırları ile gizli salonlarda kadeh tokuşturdular.

Şimdi darbe ile gelen ve darbe ile giden Mursi`nin nerede olduğu bilinmiyor ve akıbetini bekliyor bütün dünya!..

Hz. Muhammet`in gelişi ile başlayan İslam ve İslam devleti anlayışı, Müslümanlığı Türk`lerin kabulü ile de dünyayı yönetmeye başlamıştır. Üç kıtaya Allah`n kelamını yayma gayreti ile giden ecdadımız maalesef yeni kıtaların keşfi, İslam dünyasının şımarıklığı, sanayi devrimi, ulusalcılık ayaklanmaları gibi gerekçelerle Osmanlı`nın yıkılmasına sebepler yaratmış ve bu sebeplerin gerçekleşmesi için özelikle ilk olarak batıda Sırp`lar doğu da Arap`lar ayaklanmıştır. Hadi Sırpları anladık ama bizimle aynı dine sahip Arapların ihaneti asla unutulacak ve affedilecek bir durum değildir.

Gerçi yüce peygamberimizin ölümünden hemen sonra iktidar kavgasına düşenlerden bu ihaneti beklemekte elbette doğaldı.

Elbette ki, Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı`ya ihanet etmesini bütün Arap halkına yıkmak doğru değil, burada anlatmak istediğim maalesef yüz yıllardır Arap`ların iktidarlarını ellerinde tutanlar aileler, kabilelerdir. O aileler kabilelerde sömürge imparatorluklarının uşakları, kuklalarıdır. Bugün Suudi Arabistan, Katar, Libya vs…hangi ülkeye giderseniz gidin o ülkeyi yönetenlerin büyük çoğunluğun mal varlıkları Avrupa ülkeleri ve ABD`dedir.

Örneğin; bir araştırma yapın göreceksiniz ki, İngiltere`nin %12`si Katar`lılara aititir. Bu elbette ki, Arapların bir Kızıl Elma politikası değildir. Sadece yukarıdakilerin bir gün tahtan ineceğini bilmesi ve onları göreve getirenlerin kucağına oturması sürecidir.

Arap`lar üzerine Türklerin politikası ne olmalıdır?


Görünen o ki, Araplar bir başka ülkenin iradesine, yönetimine telkinine çok açık. Bu açıdan da şu an ABD ve AB`ye teslim olmuş durumdadırlar. Arap yöneticilerden geçmişte bize ne kadar ihanet etmiş olanlar olsun biz Türkler olarak hem jeopolotik, hem insani, hem dini açıdan bu ülkelerdeki gelişmelere yabancı kalmamalıyız.

Bunun sebebi İsrail’in kurucusu David Ben Gurion’un anılarında mevcuttur. Ben Gurion, Birinci Dünya Savaşı patladığı sırada, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde Arap öğrencilerle görüşür ve olayı şöyle anlatır:"… İktidar merkezine bu kadar yakın olarak, Filistin’deki Yahudilerin durumunu geliştirebilmeyi düşünüyordum. Çeşitli yollarla Yahudi özgürlük hareketini ilerletebilirdim; önce özerklik, nihai olarak tam bağımsızlık elde ederek. Akıl yürütmem böyleydi. İstanbul’da rastladığım Arap öğrencilerle bu konuda düşüncelerimin çok farklı olduğunu görmekten şaşırdım… Bu genç entelektüel Araplar, mücadelelerinin geleceğini Türk idaresinden bağımsızlık olarak görmüyorlardı. Hiçbiri Arap topraklarının bağımsızlığından söz etmedikleri gibi böyle bir amaç için çalışmıyorlardı. Tam tersine, birçoğu, daha geniş ve daha büyük bir Türk imparatorluğu görmek istiyorlardı…" (Ben Gurion Looks Back-Talks with Moshe Pearlman, s.46)"

Doğru; Araplar`ın kendileri bile Osmanlıya zamanında yaptıklarının ihanet olduğunu ve şu an pişman olduklarını söylerler.

Doğru;Araplar arasındaki Türk düşmanlığı o kadar derindir ki, Suudi Arabistan Mekke`deki Osmanlı tren garını tuvalet yaparak ve diğer Türk esirlerini çeşitli şekillerde aşağılamaya çalışarak bunu göstermiştir.
Doğru;Filistinliler topraklarını Osmanlının hayır demesine rağmen satmışlar ve bunu yaparken de Osmanlıya nasıl da karsı geldikleriyle öğünmüşlerdir.

Bu şekilde doğruları çoğaltmak çok ama bunun karşısında Zenci Musa, Ömer Muhtar gibi örnekleri de çoğaltmak çok.

O zaman ortaya bir gerçek çıkıyor Türkiye ve Türk milleti tekrar güçlü olmak zorunda ve gücünü ispat etmek zorunda. Çünkü sömürgeye alışmış toplumlar güce yöneliyorlar. Biz sömürge ülkesi asla olmayalım ama güçlü olalım, şu anki insanlık huzuru namusu için buna muhtaçtır.
Güçlü olmanın yolu da; Kandil`in yerle bir edilmesi, Karabağ`ın azatlığı, Doğu Türkistan`da zulmün bitmesi, Tebriz`in Türk yönetimine geçmesi ile mümkündür. Bunlar olursa Balkanlar, Ortadoğu, Akdeniz kendi kendine zaten düzelecektir.

Peki neden Araplar bahara bu kadar aç?

Çok basit âlemlere rahmet olarak indirilmiş o peygamberi anlamammış olmaları.

Kendi kanını dökerek bahar arayan Arap aslında asırlar önce gelen asrısaadet müjdecisi Hz. Muhammed`in getirdiği baharı anlamadıkları için işte bu haldedirler

Diri diri kızlarını toprağa gömerken kendinden çıkan o asrın müjdeleyicisini anlayamadığı için işte bu haldedir.

Başka peygamber gelmeyeceğine göre, Araplar`ın kavuşmak istediği bahar ise sahte bir bahardır. O bahar dedikleri şey sadece adı Müslüman firavunlar çıkarır ve o firavunda sadece şeytanın temsilcisine hizmet eder.